29 Ocak 2014 Çarşamba

yaşamak; nefes almaktan öte

yaşayarak; kırılarak, mutlu olarak, sevinerek, özleyerek öğreneceğiz kendimizi ve yaşamaya çalışmayı. zira evrenin en yıkıcı gücü kendimizi tanımamamızdır. tüm duyguları her şeyiyle kabul etmeden tanıyamayız kendimizi. işte bu yüzden kırılmaktan korkma! kırılıp üzüleceksin ki mutluluğu daha iyi anlayasın. düşmeden koşmayı, sevmeden sevilmeyi, ağlamadan gülmeyi, sınıfta kalmadan sınıf geçmenin ne olduğunu bilemezsin; kavrayamazsın, hissedemezsin.
direniceksin;
yaşıyorsan direnmek zorundasın. ilk darbeyi yaşadığımızı öğrenmeleri için doğduğumuzda almıştık. yemiştik tokatı kıçımıza ve yaşam belirtimizi ağlayarak göstermiştik. konuşana kadar en büyük silahımızdı ağlamak. istediğimiz-istemediğimiz her şeyi ağlayarak göstermiştik. sonra büyümeye; direnmeye başladık. arkadaşımızla oyuncağımızı paylaşmak istemezken de annemiz çikolata almazken de...kendi yolumuzu çizene kadar ağlayarak direnmiştik. peki kendi yolumuzu ne zaman çizmeye başladık? hani yaptığımız yolu yağmur bozmuştu ya işte o yolu tekrar yaptığımızda nasıl çizeceğimize karar vermiştik. çünkü o zaman belli olmuştu yaşama karşı tavrımız; her moralimiz bozulduğunda yapacağımız motor hareketimiz.


birileri girecek her an hayatına; çünkü dünya bu insanlar için fazla küçük. kalıcaklar veya geçip gidecekler. en sonunda milyar yıllardır bu dünyadan geçip giden herhangi biri olacaksın, işte o zaman artık ağlamana gerek kalmayacak;  hayat yaşamamak için fazla uzun.










25 Ocak 2014 Cumartesi

bişey

bişeylere sahibiz; ama kendi varlığımız yok!

 düşünmüyoruz, kabul de etmiyoruz. idrak etme zahmetini göstermeden bi bakıyoruz; olmuşuz. annemizle konuşurken de yer bildirimi yaparken de starbucks'da kahve içerken de. kendimizi tanımıyoruz; tanımak için bir adım da atmıyoruz. her bireyin çok özel bir varlık, ayrı bir dünya olduğunu dahi kabul etmiyoruz. sadece bizim dünyamız var. cümlelerimiz narsistlik ego dolu..bu çağda herkesin biraz narsist olması gerektiğini, yaşama karşı savunma mekanizmamız olsun diye düşünürüm zaten, ama kendi bilinçsiz, kiralık dünyamıza öyle bi kaptırmışız ki.. söylemlerimiz basma kalıp cümlelerden öteye geçmiyor. kendimiz dışında herkesi, herşeyi suçluyoruz."fuck the system" diyip işin içinden düşünen insan profiliyle çıkıyoruz. ve dünyaya ve kendimize olan tüm sorumluluğumuz bi cümleyle halloluyor. bu cümleyi bilmeyeni bi de,hangi yüzle bilmiyorum ama, ayıplıyoruz. bi mimikli fotoğraf çekiliyoruz geçiyor.

hoho teknoloji diyip atmışız kendimizi bu yapay duygulu,bi smile kullanmasak bile yanlış anlaşılğımız, postmodernliğin dibine vurduğumuz denize... senin sevincini, mutluluğunu bi sarı cinali yüzü ne kadar temsil eder hiç düşündün mü? yada senin mutluluğunu cinali nereye kadar temsil eder!

düşün bi zahmet. sonra saçma sapan ne fiziğimize ne tenimize ne saçımıza başımıza ne de yüzümüze gözümüze uymayan şeyler! eyeliner moda olduğundan beri aynı bakar oldu insanlar; hayır zaten gözlerimizi büyütüp şaşkınlık ifadesiyle fotoğraf çekiliyoruz. bırakın gözlerimiz ayrı kalsın. bu kadar herkesleşmeye gerek yok. 

günlük yeni bi muhabbet atıyor zeki bi kaç kişi.biz bu muhabbeti o kadar sahipleniyoruz ki bilmeyeni bile dışlamaya başladık. be utanmaz sahiplen, eğlence haline getir; sonra bilmeyeni dışla. herkes senle aynı görmek, düşünmek zorunda m? bu ne perhiz bu ne salata ! iki gün sonra unutuluyor bi de..  karşımızdaki kişiyi kötü hissettirmekle kalıyoruz. sence bu popülarite, buna değer mi ?